Erteleme ve Mükemmeliyetçilik: Birbirini Besleyen İki Düşman

Erteleme ve Mükemmeliyetçilik: Birbirini Besleyen İki Düşman
Photo by 愚木混株 cdd20 / Unsplash

Günümüzün yoğun tempolu yaşamında, birçok insanın karşılaştığı ortak sorunlardan biri, işleri sürekli olarak ertelemeye meyilli olmaktır. Bu erteleme alışkanlığı, kişinin potansiyelini tam anlamıyla ortaya koymasını engelleyebilir ve genellikle mükemmeliyetçilikle ilişkilendirilir. Erteleme ve mükemmeliyetçilik arasındaki bu karmaşık ilişki, bireyin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyebilir.

Erteleme Alışkanlığı: Zamanın Kaybı ve Stresin Artışı

Erteleme alışkanlığı, bir görevi veya sorumluluğu ileri bir tarihe bırakma eğilimidir. Bu alışkanlık, kişinin kısa vadeli rahatlamasına neden olabilir, ancak uzun vadede bu davranış, işlerin birikmesine ve stresin artmasına yol açabilir. Erteleme, genellikle hemen yapılması gereken işleri erteleyerek, mükemmeliyetçilikle başa çıkmak için kullanılan bir savunma mekanizması olarak ortaya çıkar.

Sıradan işlerin sürekli ertelenmesi bunların birikerek bir çoğunun benzer zamanlarda kritik seviyeye gelmesini neden olabilir. Bu da stres seviyesinin artması ve hepsine yetişecek zaman olmaması nedeniyle daha büyük ertelemelere yol açabilir. Bu böyle sürüp gider.

Mükemmeliyetçilik: Asla Yeterince İyi Değil

Mükemmeliyetçilik, bireyin kendine çok yüksek standartlar koyması ve bu standartlara ulaşmak için sürekli olarak çaba harcaması anlamına gelir. Mükemmeliyetçiler genellikle kendi başarılarını değerlendirme eğilimindedir ve asla yeterince iyi olmadıkları hissiyle mücadele ederler. Bu durum, sürekli bir tatmin olmama ve huzursuzluk duygusuna neden olabilir.

En baştan mükemmel bir iş genellikle imkansızdır. Çünkü aslında mükemmelin bir sınırı da yoktur. Kafanızda mükemmele ulaştırmaya çalıştığınız iş ya da proje için hep daha iyi yapılabilecek bir yön vardır. Bunun tek ilacı harekete geçmektir, mükemmele ulaşmanın tek yolu başlamaktır. Küçük, sürekli ve emin adımlarla ilerlemek mükemmeliyetçilik duygusunu beslemenize de yardımcı olacaktır.

Başlamak için mükemmel olmak gerekmez, ama mükemmel olmak için başlamak gerekir.

Erteleme ve Mükemmeliyetçilik: Birbirini Besleyen Döngü

Erteleme alışkanlığı ve mükemmeliyetçilik arasındaki ilişki, birbirini besleyen bir döngü oluşturabilir. Bir kişi mükemmeliyetçi olduğunda, başarısızlık veya yetersizlik hissiyle başa çıkmak için ertelemeye başvurabilir. Diğer yandan, sürekli olarak işleri erteleyerek, mükemmeliyetçilikten kaçma eğilimi gösterebilir. Bu durum, hem iş hem de kişisel yaşamda tatminsizlik ve stresin artmasına neden olabilir.

Bu döngü öylesine sağlamdır ki, üzerinde çalışmayıp oluruna bırakırsanız sonsuza kadar sürer. Hiç bir zaman ulaşamayacağınız kafanızdaki mükemmel dünya ile hiç adım atmadığınız gerçek dünya arasındaki uçurum büyüdükçe bununla gelen mutsuzluk hissi de giderek büyüyecektir. Neyse ki kendinizi böyle bir durumda hissediyorsanız, yalnız değilsiniz benzer yoldan geçmiş ve bu döngüyü kırabilmiş insanlar mevcut.

Bu Döngüyü Kırmak

Bu olumsuz döngüyü kırmak için, bireylerin olumlu alışkanlıklar geliştirmeleri önemlidir. İşte bu konuda yardımcı olabilecek bazı öneriler:

  1. Hedef Belirleme: Küçük, ölçülebilir hedefler belirleyerek, mükemmeliyetçilik duygusunu kontrol altına alabilir ve motivasyonu artırabilirsiniz. Bu hedefler, ne ertelemeyi tetikleyecek kadar büyük ve korkutucu olmalı, ne de mükemmeliyetçi tarafınızı tetikleyecek kadar detaylı. Bu konuda daha detay için hedef belirleme konusundaki makalelerimize gözatabilirsiniz.
  2. Motivasyon: Başlamak ve devam etmek için sizi motive edecek bir neden bulmak önemlidir. Karamsarlığa düştüğünüzde size yol gösterecek bir neden motive olmanıza yardımcı olacaktır.
  3. Zaman Yönetimi: İşleri planlamak ve önceliklendirmek, erteleme alışkanlığına karşı etkili bir stratejidir. Zamanı daha verimli kullanmak için planlı bir yaklaşım benimsemek önemlidir. Örneğin pomodoro tekniği ya da bir dakika kuralı bu konuda size yardımcı olabilir.
  4. Kendine Nazik Olma: Mükemmeliyetçilikle mücadele etmek için kendinize nazik olun. Her zaman her şeyin mükemmel olması gerekmez, ve hata yapma olasılığı vardır. Bu, öğrenme ve gelişme fırsatları yaratır. Etrafınızdaki dünya niyetlerinize değil, aldığınız aksiyonlara göre şekillenir. Geminizin ne kadar güzel olduğu değil, limana getirdiğiniz yükler önemlidir.
  5. Sistem ve Strateji Belirleme: Her ne kadar motivasyon önemli olsa da daha kalıcı alışkanlıklar için bir sisteme ve bir stratejiye ihtiyacınız vardır. Ertelememe zincirini görsel bir hale getiren Seinfeld Stratejisi sonucu kanıtlanmış bir yöntemdir.
  6. Adım Adım İlerleme: Büyük görevleri küçük adımlara bölmek, görevleri daha yönetilebilir hale getirir. Bu, mükemmeliyetçilikten kaynaklanan aşırı baskıyı azaltabilir. Olabildiğince küçük ama sürekli adımlarla ilerlemek burada kritik noktadır. Kaizen felsefesi sayesinde yavaş yavaş mükemmele ulaşırken tembelliği de yenmek mümkündür.

Sonuç

Erteleme alışkanlığı ve mükemmeliyetçilik arasındaki ilişki karmaşık bir konudur ve her birey farklıdır. Ancak, bu iki olumsuz alışkanlığın birbirini nasıl beslediğini anlamak, bu döngüyü kırmak için adım atma konusunda yardımcı olabilir. Olumlu alışkanlıklar edinmek ve sağlıklı bir dengeyi korumak, hem kişisel hem de profesyonel yaşamda daha fazla memnuniyet ve başarı sağlayabilir.

Diğer yazılar

İcat Etmek mi Kolay, Toplumu İkna Etmek mi?

İcat Etmek mi Kolay, Toplumu İkna Etmek mi?

Teknoloji ve yenilikler, insanlık tarihinde her zaman önemli bir rol oynamıştır. Ancak bu yeniliklerin kabul süreci her zaman kolay olmamıştır. Toplumlar, çeşitli nedenlerle yeni teknolojilere ve yeniliklere direnç göstermişlerdir. Bu direnç, ekonomik endişelerden, kültürel değerlere, alışkanlıkların değişiminden duyulan rahatsızlığa kadar geniş bir yelpazede sebeplere dayanabilir. Bu makalede, tarihte teknolojiye ve

Sunum Yaparken Beden Dilinin Etkili Kullanımı

Sunum Yaparken Beden Dilinin Etkili Kullanımı

Sunum yaparken, çoğu zaman dikkatimizi sadece sözcüklerimize odaklar ve beden dilimizin önemini göz ardı ederiz. Ancak, iletişimin sadece sözlerden ibaret olmadığını unutmamalıyız. Beden dilimiz, duygularımızı, düşüncelerimizi ve mesajlarımızı güçlendirir. Doğru kullanıldığında, beden dilimiz sunumumuzu daha etkili hale getirebilir, dinleyicilerle daha güçlü bir bağ kurmamıza yardımcı olabilir ve mesajımızın anlaşılmasını sağlayabilir.